Özgüveni yüksek bireyler yetiştirmek için ebeveynlerin çocuklarını yeni şeyler denemeye teşvik etmesi gerekiyor.

Bugünün küçükleri

Yarının büyükleri…

Çocukların gözlerine bir bakın, ne hayaller geçiyor o gözlerden… Kimi doktor olmak istiyor, kimi bilim insanı, kimi dünya devi şirketlerin başında görüyor kendini, kimiyse eli kalem tutsun razı… Çevresinde olup bitenlere anlam veremezken, yaşam kıyılarından akıp geçiyor. Sadece bakmakla yetiniyor çoğu; iyi bir eğitim alamadıkları için geleceklerinden kaygılı. Unutmamak lazım, bugünün savaşçıları dünün çocuklarıydı. Silah tutan o eller kalem tutmak istiyordu bir zamanlar. İşte bu yüzden gücü başka yerlerde arayanlara duyurulur; yarının bireyleri sizin ellerinizde şekilleniyor. Bugünün küçükleri sizden aldıklarıyla yarının büyükleri oluyor.

Her anne-baba, çocuğunun ileride iyi yerlerde, yüksek mevkilerde olduğunu görmek ister. Ancak istemek yeterli olmuyor. Pek çok olumsuz etki, çocuklarda yaratıcı fikirlerin gelişmesini engelliyor ve onları başarısızlığa ve elbette ardından umutsuzluğa doğru sürüklüyor. Başarılı, özgüvenli bireyler yetiştirmek içinse ailelere çok büyük görevler düşüyor. Unutmayın ki eğitim yalnızca okulla sınırlı değil,  bu nedenle ilk etapta çocuklarınızı birer yarış atı gibi görmekten vazgeçmelisiniz. “İnsan önce kendisini, sonra yaşadığı dünyayı seviyorsa başarılı olabilir” gerçeğini kesinlikle göz ardı etmemelisiniz.

Yıkıcı değil yapıcı kurallar koyun

İyi bir eğitim süreci, beraberinde bazı kuralları da getiriyor. Ancak bazen durumu abartıp onların çocuk olduğunu unutabiliyoruz. Sürekli kendi arkadaşlarıyla karşılaştırdığımız çocuklarımıza daha sonra kendi hayallerimizi yüklemeye başlıyoruz. Önlerine bol bol kural koyuyor ve her fırsatta acımazsızca eleştirebiliyoruz. Kendi başarısızlıklarımızı düşünüyor ve onların hayallerini görmezden geliyoruz. Tüm bunların sonucunda özgüvenlerini yitiren çocuklar, öğrenilmiş çaresizliği benimsiyor, deneyip başarısız olmayı göze almıyor ve hayata karşı yenik duruma düşüyor. Artık yeniden denemek istemiyor. Başaramayacaklarına inanarak cesaretlerini, yaratıcılıklarını kaybediyorlar. Bu durum ileride onları istemedikleri sonuçlara doğru bir yolculuğa çıkarabiliyor. Kendini kanıtlamak isteyen birey, başarıyı yanlış yollarda aramaya başlıyor.

Öğrenilmiş çaresizlik mi, o da ne?

Öğrenilmiş çaresizlik, bir canlının defalarca denemesine rağmen istediği sonucu alamaması ve denemeye devam etse bile başarısız olacağı beklentisine kapılmasıyla birlikte cesaretini kaybedip denemekten vazgeçmesi anlamına geliyor. İlk kez 1967’de Seligman ve Maier’ın laboratuvar ortamında yaptıkları hayvan çalışmaları sonucunda geliştirilmiş olan bu kavram, bir öğrenme ve davranış şekli; organizmanın ne yaparsa yapsın içinde bulunduğu durumun değiştirilemeyeceğini öğrenmesiyle geliştirdiği bir tutumu ortaya koyuyor. Temeli bebeklikte atılan bu durum, çok sıkı kurallarla büyüyen ve sürekli eleştirilerek egosu bastırılan çocuklarda daha çok ortaya çıkıyor.

Yargılamaya son verin
Çocukları öğrenilmiş çaresizliğe itmemek adına size pek çok görev düşüyor, dedik. Bunların en başında, onların hayatı deneyerek öğrenmeleri için gerekli güvenli ortamı sağlamanız geliyor. Yargılamak yerine desteklemek de yine önemli bir unsur. “Daha kırk fırın ekmek yemen lazım” gibi kalıplaşmış cümlelerden uzak durun ve onun özgüvenini sarsmamaya özen gösterin. Çünkü denemekten vazgeçen çocuklar, öğrenme şanslarını yitirdiklerini düşünüyor ve iyi bir performans sergileyemiyor.  

Hayal kurmalarına izin verin

Üniversite sınavına hazırlanan gençler için de durum çok farklı değil. Hayatlarının en kritik dönemi olan bu süreçte mutluluğu ve huzuru madde bağımlılığımda ya da farklı arkadaş gruplarında aramalarını istemiyorsanız kendi beklentilerini dile getirmelerine de izin vermelisiniz. Unutmayın, yaratıcılığın lokomotifi hayal kurmaktır. Hayal kurmayan bireyler bir hayat da kuramazlar.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.